blog yazmanın deliliğin son noktası olduğunun farkında mısınız? yada tehlikenin..?
son zamanlarda karşıma en çok çıkan 3 blog tipine takıldım. yemek tarifi yapan, seyahat rehberliği yapan ve aşka-takıntıya-sapkınlığa davetiye çıkaranların blogları. tüm kızlar kafayı yemiş vaziyette. hepsi başlangıçta aşık, sırılsıklam; galata'ya gidiyorlar sevgilileriyle, doğum günü kutluyorlar, çiçek açıyorlar, sonra ayrılıyorlar, bazen ardından barışıyorlar. ve ben bunu bloglarında görebiliyorum. benim gibi birçok kişi görebiliyor; bakarsa herkes görebilir. herkesin kendini anlatmaya ihtiyacı var ve bu ihtiyacı blog ile karşılamaya çalışıyorlar. dostları yok mu? var. bolca. fakat oturup onlara anlatmaktansa, oturup bloglarına yazıyorlar ve arkadaşları da oradan okuyor. bu da kabul edilebilir bir yere kadar. okuyan arkadaşlarla üzerinde konuşuluyor mu mevzunun? hayır. okuyan arkadaşlar da yazıya yorum yapıyor. ve bunu da ben okuyabiliyorum. bunun edebi bir değeri mi var? yok. peki başka bir değer taşıyor mu benim için bu insanlar? hayır, tanımıyorum ki.. o zaman neden herkes her aklına eseni bir yerlerde yayınlama ihtiyacı duyuyor? kendimden pay biçiyorum. ben de blog yazarıyım. fakat kimileri gibi kimliğimi açık etmiyorum. profilim yok, adım yok, resmim yok. çok ünlü biri olabilirim, çok iyi tanıdığınız biri olabilirim, hiç olmadığım kimliklere bürünerek yazıyor olabilirim. fakat siz bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceksiniz. ben açık edene kadar. benim yaptığım da saçma bir bakıma. fakat bir şekilde, adımızı kullanarak yada kullanmayarak, gerçek yada uydurma kimliklerimizle dünyaya bir iz bırakma çabasındayız hep. dünyanınsa "internet" denilen fanustan ibaret olduğunu düşünüyoruz. o da ayrı mevzu.. internet tiksinti veriyor bana artık, bunu da söylemeden edemeyeceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder