ne kalır bak geriye
her adımım daha derine
ölüyorum bak görüyorsun...............
20 Mart 2010 Cumartesi
16 Mart 2010 Salı
beni biraz anlasana
mazi kalbimde bir yaradır..
eskidendi, geçti.
......................
zorlama-olmuyor.
zorlamayla hiç olmuyor..
biraz zaman...................
eskidendi, geçti.
......................
zorlama-olmuyor.
zorlamayla hiç olmuyor..
biraz zaman...................
9 Mart 2010 Salı
kapak

"................Gözlerinin altı simsiyahtı ve yanaklarından aşağı sicim gibi gözyaşları akıyordu. Bu haliyle hayatımda gördüğüm en güzel kadındı. Nefret ona çiçeklerden çok yakışıyordu. Her kadına daha çok yakışır.
"Bana anlattığın şu masal var ya" dedim yayına eğilerek. Parmaklarımı belli belirsiz saçlarına ve yanaklarına değdirdim. "O masalın sonunu eksik biliyorsun. Aynanın kırıkları gözüne kaçan insanlar ağlayarak kendilerini kurtarabilirler. Gözyaşlarıyla birlikte aynanın kırıkları da akıp gider çünkü. Ama o kırıklar bazılarının yüreklerine saplanmıştır. Böyleleri ne kadar gözyaşı dökerlerse döksün bir işe yaramaz; onlar her zaman lanetli kalacaktır."
şarkı bitti.

"başkasına yar oldu..
eller bahtiyar oldu.."
çok mu depresifim? içi geçmiş olduğumu mu düşünüyorsunuz?
öyle değilim aslında. geceler beni böyle yapıyor. bir de okumadığınızı düşünmek beni özgür kılıyor. geçmişimden, bugünümden, kalp yaralarımdan, nadiren sevinçlerimden bahsetmek hoşuma gidiyor burada.
"mazi kalbimde bir yaradır.
bahtım saçlarımdan karadır.."
sevinçlerimden bahsetmiyorum. yazmam ben mutluluğumu pek. mutluluk bana yazı yazdırmaz daha doğrusu.. beni üretken yapan şey bereler belki de.. neyi ne kadar üretiyorsam işte..
"ne göğsünde uyuttu beni.
ne buseyle avuttu beni.."
yol hoşuma gidiyor. yolculuk. arayış. 2 tip insan olduğunu buyurmuş kategorizasyon sever kitle.. A tipi B tipi. ceza evi gibi değil mi:)) A tipi insan sonuç odaklıymış. B tipiyse süreçten de hoşlanırmış-mış-mış-mış.. Öyleyse B tipiyim ben. seviyorum yolu. yolculuğu. fakat aradığımı bulamamak mahvediyor beni. telefonla bile olsa. yerinde yoksa. istediğimde ulaşamıyorsam. aradığımı bulamıyorsam. bulduğumda elde edemiyorsam. içimden birşeylerin kopup gittiğini, sinirimin tavan yaptığını hissediyorum.
"şarkı bitti fakat."
7 Mart 2010 Pazar
blog
blog yazmanın deliliğin son noktası olduğunun farkında mısınız? yada tehlikenin..?
son zamanlarda karşıma en çok çıkan 3 blog tipine takıldım. yemek tarifi yapan, seyahat rehberliği yapan ve aşka-takıntıya-sapkınlığa davetiye çıkaranların blogları. tüm kızlar kafayı yemiş vaziyette. hepsi başlangıçta aşık, sırılsıklam; galata'ya gidiyorlar sevgilileriyle, doğum günü kutluyorlar, çiçek açıyorlar, sonra ayrılıyorlar, bazen ardından barışıyorlar. ve ben bunu bloglarında görebiliyorum. benim gibi birçok kişi görebiliyor; bakarsa herkes görebilir. herkesin kendini anlatmaya ihtiyacı var ve bu ihtiyacı blog ile karşılamaya çalışıyorlar. dostları yok mu? var. bolca. fakat oturup onlara anlatmaktansa, oturup bloglarına yazıyorlar ve arkadaşları da oradan okuyor. bu da kabul edilebilir bir yere kadar. okuyan arkadaşlarla üzerinde konuşuluyor mu mevzunun? hayır. okuyan arkadaşlar da yazıya yorum yapıyor. ve bunu da ben okuyabiliyorum. bunun edebi bir değeri mi var? yok. peki başka bir değer taşıyor mu benim için bu insanlar? hayır, tanımıyorum ki.. o zaman neden herkes her aklına eseni bir yerlerde yayınlama ihtiyacı duyuyor? kendimden pay biçiyorum. ben de blog yazarıyım. fakat kimileri gibi kimliğimi açık etmiyorum. profilim yok, adım yok, resmim yok. çok ünlü biri olabilirim, çok iyi tanıdığınız biri olabilirim, hiç olmadığım kimliklere bürünerek yazıyor olabilirim. fakat siz bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceksiniz. ben açık edene kadar. benim yaptığım da saçma bir bakıma. fakat bir şekilde, adımızı kullanarak yada kullanmayarak, gerçek yada uydurma kimliklerimizle dünyaya bir iz bırakma çabasındayız hep. dünyanınsa "internet" denilen fanustan ibaret olduğunu düşünüyoruz. o da ayrı mevzu.. internet tiksinti veriyor bana artık, bunu da söylemeden edemeyeceğim.
son zamanlarda karşıma en çok çıkan 3 blog tipine takıldım. yemek tarifi yapan, seyahat rehberliği yapan ve aşka-takıntıya-sapkınlığa davetiye çıkaranların blogları. tüm kızlar kafayı yemiş vaziyette. hepsi başlangıçta aşık, sırılsıklam; galata'ya gidiyorlar sevgilileriyle, doğum günü kutluyorlar, çiçek açıyorlar, sonra ayrılıyorlar, bazen ardından barışıyorlar. ve ben bunu bloglarında görebiliyorum. benim gibi birçok kişi görebiliyor; bakarsa herkes görebilir. herkesin kendini anlatmaya ihtiyacı var ve bu ihtiyacı blog ile karşılamaya çalışıyorlar. dostları yok mu? var. bolca. fakat oturup onlara anlatmaktansa, oturup bloglarına yazıyorlar ve arkadaşları da oradan okuyor. bu da kabul edilebilir bir yere kadar. okuyan arkadaşlarla üzerinde konuşuluyor mu mevzunun? hayır. okuyan arkadaşlar da yazıya yorum yapıyor. ve bunu da ben okuyabiliyorum. bunun edebi bir değeri mi var? yok. peki başka bir değer taşıyor mu benim için bu insanlar? hayır, tanımıyorum ki.. o zaman neden herkes her aklına eseni bir yerlerde yayınlama ihtiyacı duyuyor? kendimden pay biçiyorum. ben de blog yazarıyım. fakat kimileri gibi kimliğimi açık etmiyorum. profilim yok, adım yok, resmim yok. çok ünlü biri olabilirim, çok iyi tanıdığınız biri olabilirim, hiç olmadığım kimliklere bürünerek yazıyor olabilirim. fakat siz bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceksiniz. ben açık edene kadar. benim yaptığım da saçma bir bakıma. fakat bir şekilde, adımızı kullanarak yada kullanmayarak, gerçek yada uydurma kimliklerimizle dünyaya bir iz bırakma çabasındayız hep. dünyanınsa "internet" denilen fanustan ibaret olduğunu düşünüyoruz. o da ayrı mevzu.. internet tiksinti veriyor bana artık, bunu da söylemeden edemeyeceğim.
gözlerin

istanbul'u dinledim bugün gözlerim açık. gözlerim açıktı çünkü.. "gözü açık gitmek" deyimi vardır ya, tam bana göre o. ben gözlerim açık gideceğim. seni ardımda bıraktığım için. ve gözlerim hep seni aradığı için, belki de.. ve yine gözlerimle alakalı bir durum var. bazen gözlerimi kocaman kocaman açarım ben. öyle olunca akmaz gözümden hiçbirşey. içime akar yani akacak olan da. senin sevdiğin şarkılar canımı yakıyor hala. tıpkı mavi gözlerin gibi. son birşey: hala gözümün önünde hayalin.. ne çok lafımız varmış değil mi gözlere dair. gözümün bebeği, gözden ırak olman belki de ikimiz için en hayırlısı.
4 Mart 2010 Perşembe
bence.

ilahi aşk, hiç ağlayacağım yoktu şu vakit. ağlattın beni yine.. hiç güleceğim yokken güldürdüğün gibi.
bence bu gece gelmeliydin. ben sayıklamalıydım. sorularım vardı sorulacak. ayıp oldu çok bana. kusura bakmamalıyım.
zaman yanlış işliyor. aleyhimize. bence aklını biryere toplamalısın. nereye olduğu önemli değil. herşey biryerde toplanmalı. bu kadar dağınıklık iyi değil. bence. katılmak zorunda değilsin.
1 Mart 2010 Pazartesi
cap ?

"yaşadığı şey her neyse benim tecrübelerimin ve düzeltme kabiliyetimin ötesindeydi, onu yargılamaya hakkım yoktu, eğer hisleri göze alıp onunla kalacaksam; ona yalnızca sevgi ve saygı verebilirdim, sonra da hikayenin nasıl biteceğini görürdüm..."
filmlerden alıntı yapmak hoş oluyor bazen.
çünkü filmler hayattan alıntı.
"Oysa siz bir sebze bile olamazsınız. Çünkü bir enginarın bile kalbi vardır."
"Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız..bir amacımız yada yerimiz yok..ne büyük savaş yaşadık ne de büyük buhranı..bizim en büyük buhranımız...hayatlarımız..."
sorular oldukça basit. bu 3 alıntının hangi filmlere ait olduğunu bilen bir talihli, benimle tate modern turu, ardından trenle paris'e geçip eiffel'e nazır yemek yeme ödülü kazanacak. google'lamaca yok, filmlerin izlenmiş olması gerek!!!!
p.s masrafları talihli öder.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

